ROMAN-Bölüm 13

ROMAN-Bölüm 13
Telefonun alarmı ile uyandığımda saat 8i gösteriyordu. Yataktan kalkıp evvel oturma odasına baktım. Hande ve Hakan çoktan gitmişlerdi. Gözüme kapıya yapıştırılmış not ilişti. “Teşekkür ederiz. Bizi misafir ettiğin için. Dönüşte mutlaka sendeyiz..” ve üzerinde al ruj ile bırakılmış bir öpücük. Altında da “ve Hakan” yazıyordu.
9’da oteldeydim. Ofise geçerken Buket ile karşılaşmış, hafifçe selamlaşmıştık. Toplantıya geçtim. Zuhal Hanım ve diğer yönetici arkadaşlar ile kısa bir operasyon toplantısı yaptıktan sonra oteli turlamaya başladım. Restoran kahvaltı kontrolü, bahçe, teknik alanlar, toplantı salonları derken turu yarılamıştım. Ofise geçip ufak bir kahve molası verme niyetindeydim Umumi Müdür sekreteri Selin Hanım umumi müdürün beni ofiste beklediğini söyledi koridorda. Direk umumi müdürün ofisine geçtim.
Birkaç dakika geçmeden elinde iki fincan kahve ile Selin Hanım girdi ofise. “Cenk müdürü, kahve içmemişsiniz, size de bir adet aldım” diye fincanı uzattı. “Teşekkür ederim” diyerek cevapladım. Yüzünde her zamanki sevimli gülüşü belirmişti Selin Hanım’ın. Henüz 23 yaşındaki bu genç bayan, bembeyaz bir tene sahipti. Yaklşık 1.70 boyunda ve boyuna oranla orantılı bir kilosu vardı. Nadiren diz hizasında etekler giymekle birlikte, genellikle kumaş pantolon, ak gömlek ve üzerine mutlaka bir ceket giyerdi. Bu gün ise her zamankinden farklı giyinmişti. Dizlerinin biraz üzerinde etek ve belinin hizasında kara bir ceket vardı. İçinde ise saten gömleği. Kültürlü, güzel yüzlü genç bir çalışandı. Yüzünde çocuksu bir masumiyet vardı. Ve çok güzel gülerdi Selin. Her vakit şen ve pozitif bir kızdı.
Yaklaşık yarım saat umumi müdür ile istikbal olan heyet ile ilgili detayları görüştük. Bu arada satış, pazarlama ve halkla ilişkiler müdireleri ve 2 adet şoför dost da operasyonda benimle beraber olacakları için gelmişlerdi. Her detayın üzerinden geçtik, vazife paylaşımlarını, devinim planlarını vs. her şeyi de yazılı hale getirerek kusursuz bir organizasyon için planı oluşturduk. Umumi Müdür’ün ofisinden ayrıldıktan sonra herkes kendi görevlerini yerine getirmek üzere ofisten ayrıldı. Ben de otel turuna kaldığım yerden devam etmek üzere SPA’ya yöneldim. Zuhal Hanım ile beraber SPA’yı iki profesyonel gibi tamamladık. Sonra odalar bölümü, birkaç personel görüşmesi, ıvır zıvır işler ve akşam olmuştu sonunda.
Bilgisayarı toplayıp çıkmak üzereyken Selin hanım belirdi kapıda. “Müdürüm, birkaç dakikanız var mı bana ayırabileceğiniz?” diye sordu. Yüzünde tuhaf bir anlatım vardı. “Elbette Selin Hanım buyurun diyerek masamın önündeki koltuğa yönlendirdim. Ben de karşısına geçip oturdum. Etek giymeye alışkın olmayan Selin’in eteği oldukça yukarıya doğru sıyrılmıştı. Koltuğun da biraz da alçak olması, Selin’in işini iyice zorlaştırmıştı doğrusu. Bacaklarını saran ten rengi çoraplarla bu 23 yaşındaki kızın bu kadar çekici olabileceğini hiç düşünmemiştim doğrusu. Belki de bu güne kadar bu masum yüzlü kıza farklı bir gözle bakmadığım içindi. Bu gün ise o da farklıydı ve ben de farklıydım… En azından ona karşı bakışım…
“Müdürüm, bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum, ama bir konuda yardımınıza ihtiyacım var” diyerek söze girdi Selin Hanım. Gözlerimi bacaklarından ayırıp yüzüne çevirdiğimde ise yakalandığımın farkına varmıştım. Selin’in ak yüzü hafif kızarmıştı.”ben en iyisi masanın diğer tarafına oturayım, siz de ben de rahat ederiz böylelikle” diye ayağa kalkarak makam koltuğuma yöneldim mahçup bir şekilde. Selin’in yüzünde yine o masum gülümseme belirmişti. “Müdürüm mühim değil” diye yanıtladı Selin hafif kızarmış yüzüyle başını öne eğerek. “Neyse, seni dinliyorum Selin” diye konuya odaklanmaya çalıştım. İş ve ailesi ile ilgili bazı problemlerden bahsedip çözüm konusunda benden yardım istemişti. Bir saat boyunca konuşmuştuk, bu genç kızın sorun olarak bahsettiği birçok konuda tavsiyeler vermiştim. Sohbetimiz bittiğinde “çok teşekkür ederim savaş bey size” diyerek ayağa kalktı. Ben de ayağa kalktım. “Size nasıl teşekkür etsem bilemiyorum, keşke beraber dışarıda bir kahve içme fırsatımız olsaydı” dedi. “Bu olabilir doğal ama sadece sen ve ben olmamız dedikoduyu tavan yaptırır” diyerek gülümsedim. “Ya müdürüm biliyorum… Belki karşılaşmış gibi falan yaparız… Belki de sinemada falan denk geliriz” diye tüm pozitifliği ve masumluğuyla yanıtladı. “Olabilir belki denk geliriz” diye gülümsedim. Yanıma gelip elini uzattı ve tokalaştık. Sonra ani bir hareketle uzandı ve sağ yanağıma ufak bir buse kondurdu. Yüzü yine kızarmıştı. “Ben… buradan çıkınca sinemaya gideceğim. Saat 19:30daki seansta hangi film varsa ona gireceğim, belki denk geliriz” diye ek etti. “Bana teşekkür etmeyi bu kadar çok mu istiyorsun” diye muzipçe yanıtladım bu ısrarlı davete. “Evet, kahve olmuyor madem patlamış mısır ve kola paylaşalım bari” diye yanıtladı. Yüzü yine kızarmış ve başını yine öne eğmişti. “Tamam o zaman. 19:30’da… O vakit biletleri, kola ve mısırı almak ve yeri tutmak senin işin” diye yanıtladım. Sevinmişti. Yine teşekkür etti ve ofisten ayrıldı.

Saat 19:45 gibi Selin’in attığı mesaj doğrultusunda 9 numaralı salona girdim. Koltuk salonun en art sırasıdaydı. Selin beni ayrım fiyat etmez yüzüne iri gülümsemesini koymuştu bile. Salonda bizden diğer 4 yada 5 şahıs daha vardı ve adi ön sıralardaydılar. Reklamların ışığı ile aydınlanan salonda hızlıca Selin’in yanına ulaştım ve derhal yanına oturdum. Tokalaşma faslından sonra Selin yine yanağıma bir buse kondurdu. “Geldiğiniz için çok teşekkür ederim müdürüm” diye fısıldadı kulağıma. “Biliyor musunuz, bilhassa en arkayı seçtim rahat rahat seyrederiz” diye devam etti. “Evet, art sıralardan film hep rahat izleniyor. Sahneyi tam görebiliyorsun” diye fısıldadım. “Kolanız” diye uzattı en aka boy bardakta kolayı. “Mısırımız da burada” diye fısıldadı. Koca bir kova mısır ve bolca peçete almıştı. Mısır kovasını bacağı ile oturduğu koltuğun kolçağı arasına sıkıştırdı. Gayri ihtiyarı gözüm yine bacaklarına takılmıştı. Alçak olan sinema koltuğunda Selin’in eteği iyice geriye sıyrılmış ve neredeyse iç çamaşırı görünecekti. Film başlamıştı. Bu 23 yaşındaki genç kızın davranışları, sütun gibi bacakları, sıcak busesi ve kulağıma her bir şeyler fısıldadığında üflediği sıcak nefesi benim ateş basmama yetmişti. Kolamdan aka bir yudum alıp gravatımı hafifçe gevşettim. Elimi mısıra uzattığımda Selin’in eli ile denk gelmiştik. İkimiz de irkilip ellerimizi mısır kutusundan çekerken birbirimize bakıp hafifçe gülümsedik. “Lütfen siz alın” diye eğilip fısıldadı kulağıma selin. İnce dudakları gözlerime takıldı… Kalemle çizilmiş gibiydiler… Anlayamadığım bir şekilde içimden öpmek geçti dudaklarını Selin’in. Ve o anda alt dudağına ufak bir ısırık attığını ayrım ettim Selin’in… Bu beni iyice baştan çıkarmıştı. Bu kızın niyeti neydi yada nerden esmişti ani de beni baştan çıkarmaya uğraşıyordu anlayamıyordum. Zamana bırakmaya karar verdim.
Elimi yine mısır kovasına uzattım. Birkaç mısır tanesi alıp ağzıma götürmeye niyetliydim ki birkaç patlamış mısır tanesini tam da selinin bacak arasına düşürmüştüm. Kısa eteğinin içinden en derinlerine kadar ulaşmıştı herhalde mısır taneleri. Selin yavaşça elini bacak arasına götürüp mısır tanelerini aldı. Elini bana doğru uzatıp “Müdürüm, bunlar da kısmetiniz artık” diyerek dudaklarıma kadar uzattı. Dudaklarımı yavaşça uzatıp Selin’in ince uzun ve narin parmaklarının arasındaki mısırı dudaklarımla aldım gözlerinin içine bakarak. “teşekkür ederim” diye fısıldadım yavaşça… Selin bir yandan utanıyor, bir yandan da başladığı oyunu isterik bir şekilde oynamaya devam ediyordu. Hızlıca elini çekti… “Birden çok mı içten davrandım” diye fısıldadı. “Selin, şayet tek bir kurala sadık kalacağına eminsen, içinden geldiği gibi davranabilirsin” diye yanıtladım. “Gerçekten mi müdürüm?” diye biraz mahcup ama biraz da isteklice cevapladı Selin. “evet, tek kaide var o da yaptığın her neyse sadece sen ve ben bileceğiz. Ve tüm bunları yaparken bana Savaş diyebilirsin” diye fısıldadım kulağına. Yüzünü yavaşça bana doğru çevirdi Selin. Kalem gibi dudakları tam dudaklarımın hizasındaydı şimdi. Ağzı kulaklarındaydı neredeyse. Bu kez dudaklarıma yakın bir şekilde sıcak bir buse kondurdu. Mısır kutusuna uzanıp birkaç adet daha mısır tanesi aldı ve ağzıma doğru uzattı. Elini tuttum, ağzımı biraz açarak parmaklarını dudaklarımın arasına aldım ve dilimle mısır tanelerini parmak uçlarına değerek çektim. Selin’in gözleri parlamaya başlamıştı. Elini bıraktığımda parmaklarını hafifçe dudaklarımın üzerinde gezdirdi. “Dokunmaktan daha fazlasını yapmak ister miydin?” diye fısıldadım. “Peki sen ister miydin?” diye soruyla yanıt verdi. “Oyunu sen başlattın, oynamaya devam et. Bu oyun senin oyunun” diye yanıtladım. Yüzünde şuh bir gülümseme belirdi Selin’in. “Sadece istedim” diye söyledi fısıltıyla. “O vakit istediğini yapabilirsin” diye yanıtladım. Parmaklarını birkaç saniye daha dudaklarımın üzerine gezdirdi. Sonra başını iyice yaklaştırıp dudaklarını hafifçe dudaklarıma değdirdi. Dudaklarımı hafifçe araladım. Selin yavaşça alt dudağımı iki dudağının arasına aldı evvel ve hafifçe emdi. Kendini art çekip “teşekkür ederim” diyerek yine geriye yaslandı koltuğuna. Gömleğinin üstten ikinci düğmesini açmıştı usulca. “Bu kadar sıcak olacağını düşünmemiştim” dercesine kolasına uzandı ve aka bir yudum kola aldı. “Bu biraz iyi geldi” diye söylendi kendi kendine. Kola bardağının plastik kapağını açıp içinden bir buz parçası çıkardım. Yavaşça onu Selin’in dudaklarına götürdüm. “bu biraz daha serinlemene muavin olur” diyerek dudaklarının üzerinde buz parçasını gezdirmeye başladım yavaşça. İnce uzun boynuna doğru çektim buzu. “Bu serinletmekten çok daha da ısıtıyor” diye fısıldadı Selin yüzü bana dönük. Dudaklarını yine dudaklarımla birleştirmiş, bir öncekinden daha cüretkar ve istekli bir şekilde öpmeye başlamıştı Selin. 23 yaşındaki bu genç bayan, dudaklarını oldukça iyi kullanıyordu doğrusu. Dilini ağzımın içinde hissetmem ise çok uzun sürmedi. Sadece onun yaptıklarına tepki veriyordum. Oyun onun oyunuydu ve o nasıl istiyorsa öyle oynuyordum. Kendimi bu 23 yaşındaki çıtırın ellerine teslim etmiştim kısmen de olsa. Islak, ateşli ama bir o kadar da yavaş öpüşmemiz esnasında Selin sol elini buz parçasını tutan sağ elimin üzerine koydu. Boyununda yukarı aşağı birkaç kez devinim ettirdikten sonra yavaşça aşağıya doğru kaydırdı. Buz parçası hızla eriyordu. Tamamen eridiğinde elimin dantelli sütyeninin üzerinde olduğunu anladım. Sadece usulca okşatıyordu bana sol göğsünü dantelli sütyeninin üzerinden. Anlaşılan Selin göründüğünün aksine oldukça ateşli bir genç kızdı. Elimi yavaşça sütyeninin içine doğru sürdü. Sol göğsü artık tamamen parmaklarımın ucundaydı. Elim tümüyle sütyeninin içine girmişti. Onları bana kendi elleriyle okşatıyordu. Göğüs ucunu hissettiğimde çoktan leblebi büyüklüğüne ulaştığını hissedebiliyordum. “Tamamını avuçla” diye fısıldadı dilini ve dudaklarını çektikten derhal sonra. Yanıt vermeden onun istediğini yaptım. Sol göğsününün tamamı avucumun içindeydi. Hafif hafif sıkıp bırakıyordum. Selin başını hafifçe geriye atmıştı. Filmin ışıklarının ruhsat verdiği kadar görebilmiştim o mandalin büyüklüğünde süt beyazı göğsünü. Gözlerini kapatmış, dudaklarını hafif hafif ısırıyordu Selin. Nefes alışı sıklaşmıştı iyice ve ani kendini iyice geriye yaslayıp elimi sıkıca kavradı. Ve birdenbire doğrulup yine dudaklarıma yapıştı. İsterik bir şekilde dudaklarımı ısırıyor, emiyordu. Yaklaşık 10 saniye sonra sakinleşmişti birden. Elimi yavaşça göğsünden çektim. Göğsünü usulca dantelli sütyeninin içine yerleştirip gömleğini düzelttim. Elimi tamamen çektim. Selin dudaklarını dudaklarımdan ayırmıştı tekrar. Geriye yaslanıp kolasına uzandı ve aka bir yudum daha aldı. Yavaşça doğrulup “Teşekkür ederim Cenk” diye fısıldadı hafifçe kulağıma ve yanağıma ufak bir buse kondurdu. Birkaç dakika sessiz ve hareketsizce oturduk. Selin’in bana baktığını ayrım ettim filmin aydınlık olduğu bir anda. Ben de ona döndüm yüzümü ve gözlerimiz yine kenetlendi birbirine. Tam bir şey söyleyecektim sol elinin parmaklarını dudaklarımın üzerine yerleştirdi. “Lütfen, hiçbirşey söyleme ve sadece bana ruhsat ver” diye seslendi usulca. Başımla onayladım. Sol elini yavaşça indirdi. İki koltuk arasında bulunan kalkabilir kolçağı kaldırdı ve iyice bana doğru kaykıldı. Hafif bana dönerek sol elini sol bacağım üzerinde gezdirmeye başladı. Yavaş yavaş yukarıya doğru okşayıp aletimin üzerine koydu elini. “Bu… çok aka galiba” diyerek yüzüme bakarak gülümsedi. Usulca fermuarımı açtı ve elini slibimin içine soktu. Aletim şimdi bu 23 yaşındaki genç kızın elindeydi. Avcu alaz gibi yanıyordu. Aletimin sünnetli derisini hafif hafif yukarı aşağı devinim ettirmeye başladı. Biraz precum parmaklarına çoktan bulaşmıştı bile. Onun verdiği kayganlıkla daha rahat devinim ettirebiliyordu elini şimdi. Birkaç dakika aletimin her noktasını sol eliyle keşfetti. Sonra slibimi taşaklarımın altına kadar sıyırıp aletimi iyice serbest bıraktı. Sağ eliyle de sol elimi tutarak kendi bacak arasına götürdü usulca. Sol eliyle benim aletimi usulca okşayan Selin, sağ eliyle de bana kendini okşattırıyordu. “Sadece bakire olduğumu bilmeni istiyorum” diye usulca fısıldadı kulağıma. Ve ekledi… “Birgün, ama bu gün değil” diye. Şaşırmıştım. Dudaklarını yine dudaklarımla buluşturdu ve hoyratça öpmeye başladı beni. Eli aletimi sıvazlıyor, bir eli kendini bana okşattırıyor, dili ise ağzımın için keşfediyordu Selin’in. Bacaklarının arasındaki sıcaklığı hissetmemek olası değildi. Elimi usulca kadınlığının üzerine götürdü. Şimdi kilodunun üzerinden Selin’in kızlığını okşuyordum. Vıcık vıcıktı. Kilodu olmasa parmağımın içine kayması hiç de zor olmayacaktı. Öpüşmeye “artık sihirli parmaklarının emrinde, sadece içine sokma lütfen…” diyerek ufak bir mola verdiğini düşündüğüm anda Selin başını aşağıya indirerek pantolonumun dışından okşadığı aletime yöneltti. O kadar çok eğilmişti ki artık elimi kadınlığına ulaştırmam imkansızdı. Selin de zaten bunu umursamamış, aletimin başına çoktan öpücükler kondurmaya başlamıştı bile. Bakire bir kızla en son ne vakit olduğumu hatırlamıyordum ama hatırladığım tek şey vardı ki bu aka bir hazdı. Selin acemice aletimin başını ağzına almaya çalışıyor, bir yandan da elimin yokluğunu kendi eliyle kapatmaya uğraşıyordu. Başını yukarıya kaldırıp “çok aka bu…” diyerek inlemeyle jülide söylendi. Sonra yine başını aletime gömdü. Diliyle ucunu ve deliğini yalıyor, precumun tadına bakıp şapırdanıyordu. Bir eliyle sıvazlamaya devam ederken, dilini aletimin her yerini keşfetmeye adamıştı. “Yaklaşıyorum…” diye fısıldadım eğilip. Bu Selin’i iyice coşturmuştu. Artık dilini daha hızlı kullanıyor ve sıvazlamasını iyice hızlandırmıştı. Bana resmen 31 çektiriyordu eliyle ve diliyle. Alabildiği kadarını ağzına almaya uğraşıyor ama sadece başını ve sünnet izine kadar olan kısmını sokabiliyordu. Gerisini eliyle hallediyordu. Daha çok dayanamayacağım aşikardı bu 23lük çıtırın ateşli ağzına. “Gelmek üzereyim” diye uyardım ama Selin’in hiç aldırdığı yoktu. Aksine iyice hızlanmıştı sıvazlaması ve başını ağzının içinde tutuyordu tamamen. Ve ilk saltoyu ağzının içine patlamıştım. Selin neye uğradığını şaşırmış ama aletimi ağzından çıkarmamıştı. Diliyle başının tam altına vuruş atmaya ve eliyle de sıvazlamaya devam ediyordu. Bu 23lük çıtır, bakire olmasına karşın ağzıyla bir erkeğe zevkli dakikalar yaşatmayı gayet iyi biliyordu. Ve 2inci salto ve devamında art kalan her şeyimi Selin’in ağzına boşaltmıştım artık. Selin ise ne yaptığından emin bir şekilde dilini ve elini kullanıyordu. Akıntılarım durunca hafifçe somurup ne var ne yok çekti içine tamamını. Hiçbirşey kalmadığından emin olduğunda aletimi yavaşça yine slibimin içine sokup pantolonumun fermuarını kapattı… Doğrulup gözlerimin içine bakarak dudaklarının yanında kalan birkaç damlayı da yalayarak tamamını yuttu. Sonra kolasına uzanıp aka bir yudum daha aldı. Birkaç çalkalamadan sonra yuttu. Başını hafifçe kendime çektim. Dudaklarına ufak bir buse kondurdum. “Asıl ben teşekkür ederim… Şimdi izninle tuvalete gitmem gerekiyor” diye fısıldadım.

DEVAMI GELECEK