ROMAN – BÖLÜM 28 – SELİN İLE TOPLANTI ODASINDA

ROMAN – BÖLÜM 28 – SELİN İLE TOPLANTI ODASINDA

Akşam saat sekiz gibi eve girmiştim. İşte o gün tüm bu şehirde yaşadıklarımı yazmaya karar verdim. Nereden başlayacağımı bilememiştim ama bu seks dolu günlerin başlangıcı Oylum ve Mariana ile olan çekimlerdi. Bir şekilde yaşanacak herşeyi o çekimler tetiklemişti. Laptopu açtım ve ROMAN’ı yazmaya başladım.
Gece saat 2 ye kadar neredeyse bilgisayar başından kalkmadan hikayeyi yazdım yazdım yazdım. Ve sanırım hayatımın en uzun ereksiyonunu yaşadım başlangıcı yazarken çünkü yazmak için hatırladıkça kan heybetlime daha fazla saldırı ediyordu. Saat 2 gibi artık gözlerim ve parmaklarım ağrımaya başladığı için bilgisayar başından kalktım ve yatağıma gidip uyudum.
Güç bela da olsa sabah kalkıp işe gidebilmiştim. Tüm gün süründüm resmen. Öğlene doğru yaptığım spa kontrollerinde Zuhal halimi görüp lafı da yerleştirmişti arada “Hayırdır müdürüm, oldukça yorucu bir hafta sonu geçirdiniz galiba… Hatta sanki hafta sonu devam etmiş gibi biryerlerde” diye. “Yok Zuhal Hanım, açıkçası eve gidince bir bira açtım, sonra da gece saat 2 ye kadar uyuyamadım. Sanırım fazla yorgunluktan” diye yanıtladım. “Ben de hala kendime gelebilmiş değilim doğrusu, bu gün erken çıkarım şayet ruhsat verirseniz” diye sordu. “Tabi dedim. İşlerinizi ayarlayın, çıkabilirsiniz mesele olmaz, otel yavaş sonuçta” diye yanıtladım.
Birkaç gün sessiz, sakin geçti. Perşembe günü yine hareketlenir, haftasonuna birşeyler menfaat diye ümitleniyordum ama Mariana, Oylum, Hande ve Hakan ile yapılan telefon konuşmaları, Buket ve Zuhal ile arada otelin kuytu köşelerinde ufak oynaşmalar dışında bir şey olmamıştı. Bu hafta sonu abes geçecekti anlaşılan.
Cuma oldu, cumartesi oldu, Pazar oldu. Bir hafta geçti, iki hafta geçti… Tık yoktu. Ben ise yaşadıklarımı yazma işine iyice kaptırmıştım kendimi ve daha da ötesi birkaç forum sitesinde yayınlamaya başlamıştım. Arada Zuhal’i, Buket’i yokluyordum ve onlar da beni ancak bir türlü şartlar müsait olmuyordu ve bir araya gelemiyorduk. Selin izinden dönmüş ancak onunla da sadece uzaktan bakışmaktan ve iş ile ilgili bir araya gelmekten öteye gidemiyorduk. Arada verdiği frikikler ile beni azdırıyor ancak devamını bir türlü getiremiyorduk.
Kendimi kent dışına atmalı ve biraz eğlenmeliydim. Alacak izinlerimden bir kısmını kullanmak iyi fikirdi ancak otel de yoğun bir şekilde devam ediyordu. Organizasyonların yoğunluğu, toplantı grupları, münferit misafirler, onların sorunları, ekipteki değişiklikler… Şehir dışına çıkmak istesem de bu olası olmuyordu. Artık iyice tavan yapmıştım abazanlıkta. Tam da bu yoğunluğun üzerine bütçe çalışmaları da eklenmiş, merkezden üç gün içinde revize bütçe istemişlerdi. Günlük operasyonun üzerine akşamları umumi müdür ile oturup bütçe yapacaktık bir de. Günlerden Çarşamba idi ve Pazartesi günkü idare kurulu toplantısına revize bütçeyi sunmam gerekiyordu.
Genel müdür ile Çarşamba saat 15 civarı toplantı odasının birine kapandık. Departman müdürleri geliyor, kendi bütçelerini teslim ediyor, sonra oturup onlarla bütçe üzerinden geçip ana dosyaya aktarıyorduk. Cumartesi günü artık herşey tamamlanmıştı. Sunum haline getirmek kalmıştı geriye birtek. Umumi müdür de, ben de gerçekten fazla yorulmuştuk. “Cenk, istersen yarın devam edelim” diye seslendi umumi müdür. “Yok, bu akşamdan bitirelim artık, yarın dinlenelim, Pazartesi toplantıya dinç gireriz.” Diye yanıtladım. “Valla ben fazla yoruldum. O vakit şöyle yapalım, zaten işin rakam bölümü bitti, istersen Selin’e verelim, sunum haline o getirsin, biliyorsun onun power point i iyi” diye devam etti. “İyi fikir, ancak ben yine de başında durup tek seferde doğru yapılmasını sağlayayıym, işi sağlama alayım” diye yanıtladım. “Tamam o zaman, sen nasıl istersen, ben Selin’i yolluyorum buraya, şayet gece geç saatlere kadar sürerse olmadı otelde yatarsın sen de, Selin yarın izinli nasılsa, onu da evine gönderirsin güvenlikle” diye yanıtladı ve toplantı odasından çıktı.
Birkaç dakika sonra Selin geldi. Yüzünde biraz üzgün bir anlatım vardı. “Yani müdürüm, bu akşam farklı bir planım vardı ama artık sizinle bilgisayar başında eğleneceğiz” diye söylene söylene girdi toplantı odasına. “Yani yapmak istemiyorsan bir bahane uydurup seni gönderebilirim, ben hallederim tek başıma” diye yanıtladım. “Yok yani de işte sizinle başbaşa kalmak için de öbür fırsat doğmuyor” diye gülümseyerek yanıtladı Selin ve gelip yanıma oturdu.
Kokusu içimi gıdıklamıştı Selin’in. “Noa değil mi?” diye sordum. “Aaa.. evet, nerden bildiniz” diye yanıtladı. “En sevdiğim kokudur kadında” diye yanıtladım. “bunu bilmiyordum gerçekten, sevindim şimdi birden” diye başladık sunumu hazırlamaya. Arada acıkmıştık. Oda servisinden birşeyler söyleyip yedik. Saat gecenin 1i olmuştu. Otelde iyice el ayak çekilmişti. Daha evvel verdiğim talimat sebebiyle de kimse toplantı odasına gelip birşeyler sormuyordu personelde. Ben arıyordum, onlar da getiriyordu. İkimizin de pili bitmişti ama sunum da istediğim gibi olmuştu. “Ohh be, sonunda bitti, tam istediğim gibi oldu” dedim. “Gerçekten yani bu kadar uğraştığımıza değdi” diye yanıtladı Selin. “Teşekkür ederim” diyerek elini sıktım ve yanaklarına tatlı bir buse kondurdum. “Bir bitirme kahvesi ve yanında bir orgazm sigarası” diye devam ettim. “Aşk olsun Cenk bey, orgazm mı olduk da sigarasını kahvesini içiyoruz” diye yanıtladı Selin. O ana kadar sanki daha evvel hiçbirşey yaşamamış gibi sadece işe ve sunum hazırlığına odaklanan ikimizi de sanırım bu ORGAZM kelimesi onik**en vurmuştu. Bu arada bilgisayarın önündeki sandalyeden kalkıp masanın köşesine, öbür taraftaki bir sandalyeye oturmuştum Selin’in yüzünü rahatça görebilmek için.
Kısa bir sessizlik oldu. Daha doğrusu kahveler gelene kadar uzunca bir sessizlik oldu. Oda servisindeki Ahmet kahveleri bırakıp çıktığında birer yudum aldık kahvelerimizden. Sonra Selin’e bir sigara uzattım. Kendim de bir adet yaktım. Hiç konuşmadan gözlerimizin içine bakarak kahvelerimizi içiyorduk Selin ile. İkimiz de konuşmuyorduk ancak bakışlarımız çoktan sevişmeye başlamıştı. “bu biraz orgazm öncesi sigarası oldu galiba benim için” diye sessizliği bozdum. Selin yanıt vermemişti. Ama bembeyaz yanakları çoktan al al olmuştu. Sigaramdan derin bir soluk daha çektim ve havaya üfledim. Selin’in bir tepki vermesini bekliyordum.
Üzerindeki takım elbisenin ceketini daha salona ilk girdiği dakikalarda çıkarmıştı Selin. Ak ütülü gömleği, topuz yapılmış saçları, hafif makyajı, güzelce bağlanmış fuları ve üniformasının lacivert fuları ile tipik bir sekreter havasındaydı. İnce dudaklarının üzerine sürdüğü pembe ruj, saatlerdir çalışmanın verdiği yorgunlukla, arada yenilen içilen şeylerin de etkisi ile dudaklarından tamamen silinmişti. Tatlı göğüsleri, ak gömleğinin altında belli belirsiz ak düz bir sütyenin arkasına saklanmıştı. Sinema salonunda avucumun içinde kaybolan mandalin büyüklüğündeki göğüsleri ve irileşmiş göğüs ucu geldi ani aklıma. Kumaş pantolonumdan erekte olduğum kolayla anlaşılabiliyordu artık. Heybetlim yine hareketlenmiş ve kendini belli etmişti.
Selin sigarasından kuvvetli bir soluk çekti. Kahvesinin son yudumunu da aldı. Saat artık gece 1:30u gösteriyordu. Ya burada birşeyler olacaktı yada bu gece de elimde patlayacaktı aletim. Oturduğum sandalyeden kalktım. Selin’e yöneldim ve yüzünü hafifçe okşadım. “Çok yoruldun, istersen seni eve göndereyim güvenlikle” diye mırıldandım isteksizce. Selin yüzünü okşayan elimi yakaladı yavaşça. Avcumun içini çevirdi ve yanağını, çenesini okşamam için yönlendirdi beni bir süre. Gözlerimizden çıkan ateşin ikimiz de farkındaydık. Masanın köşesine oturdum. Şimdi heybetlim tam Selin’in gözlerinin hizasında idi. Yüzünü bir süre daha okşadım. Selin’in heyecanı sıklıkla inip çıkan göğsünden belli oluyordu. Yerimden kalktım ve sandalyenin arkasına dolaştım. Ellerimi Selin’in omuzlarına koydum. Hafif hafif ovmaya başlamıştım ki Selin sağ elimi tuttu. Avcumun içine bir öpücük kondurup boynuna yöneltti elimi önce. Uzun ince boynunun her santimetrekaresinde gezdirdikten sonra parmaklarımı, elimi biraz daha aşağılara doğru yönlendirdi ve gömleğinin üzerinden göğüslerini okşamamı istiyordu. Nazik davranıyordum. Usulca öne doğru eğildim. Selin’in başını hafifçe geriye atmasını sağlayıp dudaklarına ufak bir buse kondurdum. “Bu günlük bu kadar kafi mi yoksa gidip kapıyı kitlememi ister misin?” diye fısıldadım kulağına. “Riskli olmaz mı burada!” diye yanıtladı Selin. Bir yandan istekli öbür yandan ürkek bir ses tonu ile. “Risk yoksa eğlence yok” diye yanıtladım. “Tamam o zaman” diye uzandı dudaklarıma. Tam yanından ayrıldım, kapıya yönelmiştim ki kapıyı çaldı birisi. Hızlıca toparladı kendini selin ve bilgisayarın başına yöneldi. “Gel” diye seslendim. Garson Ahmet girdi içeri. “Müdürüm, boşları almaya geldim, öbür bir isteğiniz var mı?” diye sordu. “Ahmet fazla teşekkür ederim, şimdilik yok. Akşam vardiyasında herkes gitti mi?” diye sordum. “evet müdürüm, tüm servisler kalktı. Umumi müdür de biraz aşağıda oyalandı, saat 12 gibi oda odasına çekildi. “Tamam Ahmetçiğim. Teşekkürler. Bir ihtiyacımız olursa seni ararım ben. Bütçe sunumunu hazırlıyoruz hala. Birkaç saatlik işimiz var daha” diye yanıtladım. “Ha bir de gelip denetim etmene gerek yok, bir şey olursa ben seni arar isterim” diye ekledim. “Tamam müdürüm” diyerek tepsinin üzerine koyduğu kahve boşlarını da alarak toplantı odasından çıkıyordu ki. “Ahmet, bize 4 adet kutu kola getir, yanında bir kovayada buz koy olur mu, iki adet de bardak lütfen” diye seslendim. “Tamam müdürüm” diye yanıtladı Ahmet ve toplantı odasından çıktı.
“Az kalsın yakalanıyormuşuz” diye derin bir soluk çekerek söylendi Selin. “Rahat ol, kolalar gelene kadar sabredebilirsin umarım” diye yanıtladım gülerek. “Evet ama gerçekten yani aka risk alıyoruz, biliyorsunuz değil mi müdürüm” diye yanıtladı. “Böyle anlarda birbirimize Selin v Cenk diye hitap edeceğimiz konusunda anlaşmıştık sanırım” diye yanıtladım. Yanına gidip oturdum. Bilgisayarın başında çalışıyormuş gibi yaparak kolaların gelmesini bekliyorduk. Bir elimi usulca Selin’in bacağına kaydırdım ve sol bacağını yavaş yavaş okşamaya başladım. Bu esnada kapı çaldı. Yine toparlandık. Ahmet kolaları, buz kovasını ve bardakları bırakarak toplantı odasından ayrıldı.
Aklıma otelin kamera sistemine bilgisayardan girebileceğim aklıma gelmişti. Hemen programı çalıştırıp toplantı salonunun koridorunu gören, toplantı bloğuna geçen hem konuk hem personel hem de yangın merdiveni kameralarını ekrana getirdim Selin’in şaşkın bakışları arasında.
Sonra kalkıp toplantı salonunun kapısını kilitledim. Bu esnada Selin, kolaları bol buzlu bardaklara doldurmuştu. Masaya art dönüp kola bardağından aka bir yudum aldım. Biraz olsun serinletmişti. Selin’in önünde ayakta duruyordum şimdi. Eğildim ve yüzünü hafif yukarı kaldırıp dudaklarına ufak bir buse kondurdum önce. Sonra ince kalem dudaklarını alıp hafifçe emdim. Selin’in dilini ağzıma uzatması fazla vakit almadı. Yüzü avuçlarımın içerisinde öpüşmeye başlamıştık ateşli bir şekilde. Doğrulup kendimi masaya dayadım. Selin ne istediğimi anlamıştı. Elini kumaş pantolonumun üzerinden iyice kabarmış heybetlime uzattı. Onu hafif hafif okşadı önce. Sonra oturduğu tekerlekli sandalyeyi biraz daha yaklaştırıp pantolonumun üzerinden ufak öpücükler kondurmaya başladı. “uff….. fazla aka “ diye mırıldandı ince uzun parmakları ile okşamaya devam ederken. Sağ elini kemerime uzattı ve onu çözerken de sol seliyle fermuarımı aşağıya indirdi. Şimdi arada birtek boxerim kalmıştı. Tam başının olduğu yerdeki ıslaklığı ayrım edip oraya ufak bir öpücük kondurdu. Yavaşça bokserimi aşağıya sıyırdı. Sünnet çizgisinin hizasına gelince durdu. Dili ile uzanıp aletimin başına, tam deliğin olduğu yere birkaç ufak öpücük kondurdu. 23 yaşındaki bu ateş parçası, bu işi gerçekten biliyordu. “Harikasınn” diye mırıldandım. Selin başını hafifçe yukarı kaldırıp gözlerimin içine bakarak aletimin başını ağzının içine aldı. İnce dudaklarının arasında heybetlimin başının kayboluşunu izlemek müthiş keyifliydi. Selin bokserimi yavaşça aşağıya doğru kaydırırken aynı hızla heybetlimi de ağzına sokmaya devam ediyordu. Bir yere kadar… Sonunda ağzının sonuna gelmiştim ve heybetlimin yarısı hala dışarda idi. Yavaşça ağzından çıkardı… “off… fazla aka bu… tamamını ağzıma bile alamıyorum” diye mırıldandı ağzına sokamadığı yerleri dili ile yalarken. “bunu içime alacağım ilk günü sabırsızlıkla bekliyorum” diye yüzünü heybetlim ile sevmeye başladı. Sağ yanağına yasladığı heybetlimi sol eliyle okşuyordu taparcasına gözlerimin içine bakarken. Sonra yine başına saldırdı ve ağzına almaya başladı. Sadece başını ağzının içine alıyor, dili ile de aletimin altına attığı darbelerle beni çıldırtıyordu Selin. Bokserimi iyice aşağı sıyırıp taşaklarımı da ortaya çıkardı. Aletimin boşta kalan kısımlarını sol eliyse sıvazlıyor, sağ elini de taşaklarımı okşamak, yoğurmak için kullanıyordu. Tek isteğim ağzına boşalıp bir ayın verdiği abazanlığı sona erdirmekti.
Sağ elini taşaklarımdan çekip gömleğinin ortadaki düğmelerini açtı Selin. Ak sütyeninin altında mandaline büyüklüğündeki göğüslerini sütyenini hafifçe yukarı çıkarıp ortaya çıkardı. Önce sol, sonra da sağ göğsünü avcunun içine alıp yoğurdu bir yandan aletimi yalamaya devam ederken. Sandalyeden hafifçe doğruldu ve ufak göğüslerinin arasına aldı heybetlimi. “gerçekten fazla büyük, göğüslerim kavuşmuyor bile” diye kikirdedi kendi kendine. Heybetlimin başını göğüs uçlarında gezdirdi bir müddet başını da avcunun içi ile okşarken.
Ayağa kalktı. Dudaklarıma uzandı aletimi sağ eliyle sıvazlarken. Ellerimi göğüslerine uzattım. Kendimi Selin’in dudaklarından kurtulup onun göğüslerini emmeye başladım. Sol göğsünün tamamını ağzımın içine alıp rahatlıkla somurabiliyordum. Sağ elimi aşağıya indirip üniformasının üzerinden kızlığını okşamaya başladım. Lacivert pantolonunun fermuarını aşağıya çekip elimi yavaşça kilodununu içine soktum. Kızlığı ile buluşmam ve kilitorisini bulmam hiç de zor olmamıştı. Hafif haif bastırdıkça Selin hem eliyle aletimi daha sıkı kavrıyor hem de dudaklarıma daha isterik saldırıyordu. “lütfen yapma, burada azdırma beni iyice, ilk sefer için hayalim bu değil” diye fısıldadı bir ara Selin kulağıma ve elimi yavaşça pantolonunun içinden çıkarıp fermuarını kapatırken. “Peki” diye yanıtladım. Kadınlık sıvıları ile ıslanmış parmaklarımı dudaklarıma götürüp yaladım gözlerinin içine baka baka…”Bunları senin kadınlığından yalayacağım günü iple çekiyorum” diye fısıldadım ihtirasla kulağına. “O zamana kadar sen benim tadıma doyasıya var bakalım” diye ekledim omuzlarından bastırırken aşağıya doğru. Selin sandalyeye oturmak yerine beni elimden tutup sandalyeye çevirdi ve beni oturttu. Önüme diz çökerek yüksekliğini en düşük seviyeye getirdi.
Ellerini başına götürmüştüm ki onları da çekti ve koltuğun kolçaklarına koydu. “Sadece bana bırak lütfen” diye mırıldandı gözlerimin içine bakarak ve yalamaya başladı aletimi. Bir yandan kedi gibi mırıldanıyor kendi kendine, bir yandan yalıyor, ağzına alıp çıkarıyor, yüzüne sürüyor, heybetlimle benden müstakil bir şekilde sevişiyordu. Elimi ne vakit başına götürmeye çalışsam beni yakalıyor ve yine sandalyenin kolçaklarına sabitliyordu. Kendinden geçmişçesine sevişiyordu heybetlimle. Artık iyice hassaslaşmıştım. Selin’in yalamalarına zor dayanıyordum. Kendimi olası olduğunca tutmaya çalışıyordum ancak bunda ne kadar daha başarılı olacağımı da bilemiyordum. Selin sağ eliyle aletimi sıvazlamaya başladı. Bir müddet elindeki heybetliyi sıvazlarken seyretti. Sonra sadece başını ağzına aldı. Sıvazlamaya devam ederken sağ eliyle, aletimi ağzının içinde sünnet çizgisinin altından yalıyor, diliyle ucunu yalıyor, somuruyordu. Sol elini de ekledi. Şimdi iki eli ile kavradığı aletimi başına kadar sıvazlıyor, ağzının içindeki başını da yalıyor ve somuruyordu. Daha fazla dayanamadım ve Selin’in ağzına boşalmaya başladım. Selin hareketlerini hiç durdurmamış, sıvazlamaya ve başını yalamaya devam ediyordu. Boşalmanın etkisiyle aletim küçülene kadar ağzından çıkarmamıştı Selin. Gözümün içine baka baka tüm spermlerimi yutmuş, dışarı çıkamayanların tamamınıda heybetlimin içinden somurarak söküp almış ve tamamını yutmuştu. Aletimi ağzının içinde iyice küçültüp tamamen temizledikten sonra bir kedi gibi yalanarak geriye yaslandı. “Cenk sen neyle besleniyorsun böyle….tadına bayılıyorum” diye mırıldandı usulca. “Herhalde bir bardak yuttum” diye kikirdedi devamında. Son bir öpücük kondurup aletimin başına ayağa kalktı. Üstünü başını düzeltip kolasına uzandı ve bardaktaki buz gibi kolayı bir dikişte bitirdi.
Rahatlamıştım. Kesmemişti ama fazla da iyi gelmişti. Hareketsiz yattığımı gören Selin yine eğildi önüme. Küçülmüş aletime bir öpücük daha kondurup “Hadi bakalım, şimdi aldığımız gibi bırakalım seni” diye seslendi aletime ve boxerimi yavaşça yukarı sıyırıp aletimi güzelce içine bıraktı. Hafif doğrulup ayağa kalkınca da evvel bokserimi güzelce giydirdi. Onun üzerinden yine bir öpücük ve sonra pantolonumu giydirip fermuarımı ve kemerimi bağladı. Sadece 10 dakika süren bu oral sex, sanki saatler sürmüş gibi keyif vermişti.
Selin ile ayakta yine sarılıp öpüştük birkaç dakika. “Teşekkür ederim” diye fısıldadı kulağıma. “Ben teşekkür ederim Selin” diye yanıtladım kalçalarını okşarken. Kolamı bitirip bilgisayardaki kameraları kapattım. Toplantı salonunun kapısını açıp yine art döndüm. “hadi artık seni evine göndereyim” diyerek telefonla Güvenliği aradım ve bir arkadaşın Selin Hanım’ı evine bırakması talimatı verdim. El sıkıştık ve Selin toplantı odasından ayrıldı.